29 Nisan 2026 Çarşamba

Şehrin Gölgesinde Ben

İstanbul’a ilk ne zaman âşık oldum, hatırlamıyorum. Belki çocukken bir kartpostalda gördüğüm sisli kulelerin ardından, belki televizyonda yağmur yemiş kaldırımlarda yürüyen insanlara bakarken… Ama bildiğim bir şey varsa, bu şehri görmeden önce bile ona ait bir özlem taşıdığımdı içimde.
Bazı sevdalar tanışmadan başlar.
Ben İstanbul’da yaşıyordum artık. Fakat insan, sevdiği şehrin içinde bile kendine yabancı kalabiliyormuş. Sokaklarını ezbere bildiğim halde ruhuma çıkan yolu bulamıyordum. Her sabah aynı göğe uyanıyor, aynı vapur seslerini duyuyor, aynı telaşın arasından geçiyordum; ama içimde hiçbir yere varmayan uzun bir yolculuk sürüyordu.
Yirmi üç yaşındaydım. Gençliğin en parlak çağı dedikleri şey, bende biraz solgun duruyordu. Gülüyordum belki, konuşuyordum, insanlara karışıyordum; ama insan bazen en çok kendi sesine uzak düşüyor. Ben uzun zamandır içimdeki kıza seslenmiyordum.
İstanbul ise her şeye rağmen güzeldi. Yaralı bir güzellikti bu. Duvarları çatlamış eski konaklar gibi, vakur ve yorgun… Martıların çığlığında bile asalet vardı. Akşamüstü Boğaz’a düşen ışık, dünyanın bütün kederini bir anlığına affettirecek kadar merhametliydi.
Ben bu şehri, kusurlarını bile severdim.
Çünkü biraz ona benziyordum.
Kalabalıktı içim, karmaşıktı, yer yer yıkık döküktü. Kimi sokaklarım karanlığa çıkıyordu, kimi pencerelerim yıllardır açılmıyordu. Ama yine de uzaktan bakıldığında güzel sayılabilecek bir yanım vardı belki. İnsan kendine bunu söylemeye utanıyor.
Aşkı da bu şehir gibi yaşadım. Gürültülü, savruk, biraz aceleci. Bana “kal” diyenler önce gitti. Bana “seviyorum” diyenler en çok eksiltti. Sonra anladım ki bazı insanlar seni sevmez; yalnızca sende kendilerine iyi gelen yeri sever.
Ben yine de inandım.
Çünkü bazı kadınlar kandırıldıkları için değil, inanacak kadar temiz kaldıkları için üzülür.
Geceleri penceremi açıp İstanbul’u dinlerdim. Uzaklardan geçen bir vapurun sesi, ara sokaktan yükselen kahkahalar, rüzgârın taşıdığı deniz kokusu… Bu şehir bana hep şunu fısıldardı: “Dağılsan da bitmezsin.”
Belki de bu yüzden gitmedim.
Hayatım yolunda değildi, doğru. İçimde eksik kalan odalar, kapanmayan yaralar, söylenmemiş vedalar vardı. Ama İstanbul bana kusurlu şeylerin de sevilebildiğini öğretmişti.
Ve ben, bir gün kendimi de sevebileceğime ilk kez burada inandım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder