Ece, üniversiteyi bitirdikten sonra büyük şehirden uzaklaşmak istemişti. Bu yüzden kimsenin pek bilmediği küçük bir kasabada, eski bir ev kiraladı.
Ev ucuzdu. Hatta gereğinden fazla ucuzdu.
Evi gösteren emlakçı yaşlı adam, anahtarı uzatırken kısa bir an duraksamıştı.
"Üst kattaki son odayı kullanmayın."
Ece gülmüştü.
"Neden?"
Adam gözlerini kaçırdı.
"Öylesine."
Bu cevap Ece'yi tatmin etmedi ama üzerinde de durmadı.
İlk birkaç gün her şey normaldi. Evin eski tahtaları geceleri gıcırdıyor, rüzgâr pencereleri hafifçe sallıyordu. Ama üçüncü gece bir şey değişti.
Saat tam 03.17'de uyandı.
Koridordan gelen yavaş ayak seslerini duydu.
Tak...
Tak...
Tak...
Birisi üst katta yürüyordu.
Ece yatağında doğruldu.
Evde yalnızdı.
Ayak sesleri birkaç dakika sonra sustu.
Sabah olduğunda bütün evi kontrol etti. Kimse yoktu.
Belki rüya görmüştü.
Ama ertesi gece yine aynı saatte uyandı.
Bu kez ayak seslerinden sonra hafif bir kadın sesi duyuldu.
Sanki biri fısıldıyordu.
Anlayamadığı kelimeler...
Uzaktan gelen boğuk bir konuşma gibi.
Sabah komşusuna bundan bahsettiğinde yaşlı kadın birden sessizleşti.
"Evin eski sahiplerini biliyor musun?" diye sordu.
Ece başını salladı.
"Hayır."
Kadın yutkundu.
"Yıllar önce o evde yaşayan bir aile bir gecede ortadan kayboldu."
"Nasıl yani?"
"Kimse bilmiyor. Polis geldi. Araştırdı. Ama evde mücadele izi bile yoktu. Sanki havaya karışmışlardı."
Ece istemsizce ürperdi.
O gece yatmadan önce üst kattaki yasak odaya çıkmaya karar verdi.
Kapı kilitli değildi.
Yavaşça açtı.
Oda boştu.
Eski bir yatak, tozlu bir dolap ve duvarda büyük, kırmızı boyalı bir kapı resmi vardı.
Gerçek kapı değil.
Sadece çizilmiş bir kapı.
Ama resim öylesine gerçek görünüyordu ki Ece istemeden elini üzerine koydu.
Parmakları değdiği anda içeriden üç kez vurma sesi geldi.
Tak.
Tak.
Tak.
Ece korkuyla geri sıçradı.
Ses duvarın içinden gelmişti.
O gece odadan çıkıp kapıyı kapattı.
Ama uyuyamadı.
Saat 03.17 olduğunda üst kattan yine ayak sesleri gelmeye başladı.
Bu kez daha hızlıydı.
Tak tak tak tak...
Sanki biri koşuyordu.
Sonra aniden sessizlik oldu.
Telefonunun ekranı kendi kendine aydınlandı.
Yeni bir fotoğraf bildirimi vardı.
Ece'nin hiç çekmediği bir fotoğraf.
Titreyen ellerle açtı.
Fotoğrafta üst kattaki oda görünüyordu.
Kırmızı kapı resmi...
Ama bu kez resimdeki kapı açıktı.
Ve karanlığın içinde duran bir kadın vardı.
Yüzü görünmüyordu.
Fotoğrafın altında tek bir cümle yazıyordu:
"Beni neden uyandırdın?"
Ece nefesini tuttu.
Tam o sırada odasının kapısı yavaşça gıcırdayarak açıldı.
Koridordan gelen ay ışığında bir siluet belirdi.
Uzun saçlı bir kadın...
Başını eğmiş halde duruyordu.
Ve Ece dehşet içinde fark etti ki...
Kadın, fotoğraftaki kişinin aynısıydı.
Titreyerek telefonunu kaldırdı.
Ama ışık tekrar kadının üzerine düştüğünde koridor boştu.
Kimse yoktu.
Sabahın olmasını bekledi.
Güneş doğar doğmaz eşyalarını topladı ve evi terk etti.
Bir daha geri dönmedi.
Aradan iki yıl geçti.
Bir gece eski fotoğraflarına bakarken telefonunda daha önce hiç görmediği bir albüm fark etti.
Albümün adı:
"Yeni Ev Sahipleri"
İçinde onlarca fotoğraf vardı.
Hepsi aynı evde çekilmişti.
Farklı insanlar...
Farklı yıllar...
Farklı yüzler...
Ama her fotoğrafın arkasında, karanlık bir köşede aynı kadın duruyordu.
Son fotoğraf ise birkaç gün önce çekilmişti.
Ece nefes almayı unuttu.
Çünkü fotoğraftaki ev artık başkasına ait değildi.
Fotoğraf kendi yatak odasında çekilmişti.
Ve yatağının hemen yanında duran kadın, bu kez kameraya bakıyordu.
Gülümsüyordu.